Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

O güzel insan yaşıyor olsaydı ve kendisine sorulsaydı, nasıl karşılardı bilmiyorum. Adını en son bir emekli astsubay sitesindeki mesaj panosunda, ruhlarına bir devre arkadaşı meslektaşımız tarafından   “Mevlidi-şerif”    okutulacaklar listesinde gördüm. Henüz otuzlu yaşlarında hayata veda eden meslektaş ağabeyimin listede ismini görünce, o yılları hatırlayıp, halâ yüreğimin cız edip, yandığını hissettim.


beylerbeyi

O

bir subaydı ama bizim Taş Mektep mezun bir astsubaydı. Yani sonradan subay olan bir astsubaydı. Daha önceleri öyle bir astsubay olduğunu duymuştum ama yakından tanımak kısmet olmamıştı. Onunla mesai arkadaşlığı etmek, yakından tanımak, bana onun subaylığı döneminde, benim çalıştığım iş yerine amirim olarak atanmasından sonra kısmet oldu. Kendisiyle tanışmamızın ilk dönemlerinde önceleri çizdiği harikulade bir insan portresini, astsubaydan subay olan çoğu meslektaşımızda sık rastlanan, kişilik olarak iki arada bir derede kalmanın ezikliğiyle, herkese şirin görünme gayretlerinin bir sonucu olduğunu sanmadım değil. Ama kısa sürede yanıldığımı anladım. Kendisi engin hoş görü sahibi, gerçekten olağanüstü güzel kişilikli bir insandı. Kendisini tanıyan hiçbir astı tarafından asla ismin arkasına “Ağabey” kelimesinden başka rütbe ifade eden kelime eklenerek çağrılmamıştır desem, yeridir. Yazımın sonunda ismini yazdığımda, kendisini tanıyanlar bu konuda bana hak vereceklerdir sanırım.

Fizik olarak uzun boyluydu. Pekos Bill çizgi romanlarında rastlanan çizgi roman kahramanları kadar gösterişli ve yakışıklıydı. Yüzünden gülümseme eksik olmazdı. Gülüşü, gözlerinin içi de gülüyor denilen türdendi. Öğrencilik yıllarında yaptığı asıl spor dalı sanırsam judoydu,  ama dünya vücut güzelliği şampiyonasına girse yadırganmayacak kadar sportmen bir vücuda sahipti. Sporunu hiç eksik etmezdi. İş yerimizde öğle arası vaktini, genellikle subaylara ait istirahat mahallerinde değil, biz astsubaylara ait bölümlerde geçirirdi. Vakit geçirmek için herkesin pişpirik oynadığı bu anlarda, o hiç bulamazsa spor aleti olarak basit bir ağırlık bulur onunla çalışır veya onu da bulamazsa  kapı pervazları arasına monte ettiği uydurma demir boruyla barfiks yapardı.

Meslek hayatım boyunca O, tabi ki kapalı kapılar ardında, her türlü sitemi edebildiğim, yüzüne karşı  ağzıma geleni söyleyebildiğim tek subaydı diyebilirim. Böyle bir durumda bile, yüzüne çok yakışan gülümsemesini bırakmadan, önce sessizce dinler, sonra bir öğretmen edasıyla söze başlar, anlattıklarının çoğunun mutlaka nasihat verici bir yönü bulunurdu. İşin doğrusu, bir tek bana değil, hiçbir zaman kimseye kızıp, sinirlendiğini hatırlamıyorum.

 
Bizim denizcilerin arasında, en azından bir gemi göreviyle, yabancı bir ülke görmeyen meslektaşımız çok azdır. Bana aktaranların anlattıklarında abartma payı var mıdır, bilmiyorum. Onunla beraber Amerika’da meslek kursunda bulunan meslektaşlarım anlatmışlardı. Rahmetli sevgili ağabey, kursta bulunduğu Amerikan askeri üssünde bir akşam alkolü fazla kaçırmış.  Sebep neydi bilmiyorum, o kafayla - biraz taşkınlık yapmış olsa gerek - rahmetli, Amerikan askeri polisiyle takışmış. Dört askerî polis görevlerini yapmaya çalışırken bizimkini zor kontrol etmiş ve nezarete atabilmişler. Bir gece nezarette tutmuşlar. Bu tür durumlarda uygulama herkes için mi öyleydi, yoksa özellikle ona özel olarak bu uygulamayı yapmışlardı bilmiyorum, Amerikalı yetkililer nezaret altına aldıkları ağabeyden tetkik için kan örnekleri almışlar. Ertesi gün kan örneğini inceleyen yetkililer, rahmetli ağabeye, hangi ülkeden olduğunu sormuşlar. Türkiye deyince, inanamamışlar ve mümkün değil, bu kan değerleri asla bir üçüncü dünya ülkesi yurttaşına ait olamaz demişler.
 

Kendisinin bir Taş Mektep’li olduğunu söylemiştim. O, Taş Mektepte benden üç yıl daha önce okumuştu. Taş Mektebin spora yönlendirme ve spor yapma olanaklarını - okuyanlar olarak - hepimiz biliyoruz. Bu konuda aklımda kalan, gerektiğinde askeri okullar arası yılda bir yapılan maçlarda okulu temsil etsin diye, sezondan sezona akla gelen bir futbol takımı ve öğretmeni, hiçbir yönlendiricisi bulunmayan, kendi kendilerine birkaç meraklı öğrencinin ağırlık çalıştığı bir halter salonu, o kadar… Beden eğitimi dersi deyince, varsa yoksa temeli sağa dön, sola dön olan  silahlı eğitime   dayalı, her yıl şubat  ayından başlamak üzere, o zamanki adıyla Mithat Paşa Stadında,  19 Mayıs’ta yapılacak gösteriye  hazırlık çalışmaları akla gelirdi.  Bir gün sportmen rahmetli ağabeyle sohbetimizde yeri geldi, Taş Mektep’i kastederek, bu okuldan, kendisinin ve yakından tanıdığını bildiğim, yine Taş Mektep mezunu, Türkiye çapında ünlü bir sporcu, sualtı sporları ve bir çok Uzak Doğu sporları dalında birkaç şampiyonlukları, dünya rekorları bulunan ama, basında yer alan isminin önünde pek “Emekli Astsubay” ibaresi yer almayan  bir ağabeyimizin nasıl olup da bu okuldan yetiştiğini sordum. Geçmiş gün, aklımda kaldığı kadarıyla kendisiyle ilgili olarak sporun sağlıklı yaşam açısından gerekliliği ve sporun felsefi yönüyle ilgili kendisine yakışan bir yanıt vermişti. Dünya rekortmeni diğer ağabey için ise rahmetli, “Sen onun boyu kaç santim biliyor musun?” diyerek,  soruma soruyla yanıt vermişti.
Aklıma gelmişken, sevgili ağabeyin küçük bir zaafını da anlatayım. Görev yerimizin bulunduğu bölgede, birçok askeri geminin bağlı olduğu Poyraz İskelesi’nde, bilek güreşinde beni yenecek kimse var mı diye yeri geldiğinde meydan okurmuş. Gel zaman git zaman, bir gün daha sonraları 1999 Körfez depreminde kendisi de rahmetli olacak olan, yakışıklı ağabeyimize göre daha ufak tefek,  yaş olarak da çok daha genç, sevimli şivesiyle de tam bir Trakyalı olan yağlı güreşçi bir meslektaşımız, ağabeyin meydan okumasına karşılık vermiş, iddiaya girmişler. Yaptıkları bilek güreşi sonucu, vücut olarak ağabeye göre oldukça gösterişsiz olan, genç  pehlivan bilek güreşinde  ağabeyimizi yenmiş. İddialarının karşılığı bir yemek miydi, yoksa takım elbisemiydi hatırlayamıyorum, iddiayı Trakyalı genç meslektaşımız kazanmıştı. Rahmetli ağabey, kendinden beklenmeyen çocukça bir tavırla, yenilgiyi bir türlü kabullenememiş, güreşçi meslektaşımıza, her gördüğü yerde müsabakayı tekrar etme teklifinde bulunurdu. Poyraz İskelesinde yenilgisini duymayan ve ortaya çıkan yenilgiyi kabullenememe zafiyeti nedeniyle herkes takılır olmuştu.

İyiler fazla yaşamaz derler ya; bu söz rahmetli için de hem de çok acı biçimde doğrulanmıştı. Beraber görev yaptığımız yılların dördüncü veya beşinci yılıydı. Sosyal çevre olarak, daha çok bizlerle zaman geçirdi ama nasıl olduysa yaz aylarında bir gün, çocuklarını alıp Yalova Denizciler Subay kampına gitmeye kalkmış. İki erkek evladından, vücut yapısı ve tavırlarını o yılların greko-romen güreş şampiyonu güreşçiye benzettiği için, “Benim Salih Bora'm” diyerek sevdiği, o yıl eylül ayında ilkokula başlayacak olan küçük oğlunu, kamp havuzunda bir kaza sonucu kaybetti. Bu olaydan sonra çok manevi acılar çekti. Bu acı olaydan kısa süre sonra üçüncü çocuk olarak bir kız çocuğu dünyaya geldiyse de, kendisini bir türlü toparlayamadı. Kendisini İstanbullu olarak hatırlıyorum ama sanırım orayla bir ilişkisi vardı ki, çok sıkıldığı anlarda, emekli olup, her şeyden elini ayağını çekip, geride bıraktığı yıllardaki yaşam tarzından farklı bir yaşam tarzı olan, Silivri taraflarında süt inekçiliği yapma hayalinden bahsederdi. Fakat kısmet olmadı. Tabi bu yorum bana ait... Evlat acısına çok daha fazla dayanamadı, bir süre sonra amansız hastalığa yakalandı. İki yıl kadar sonra da kendisini de kaybettik.

Yıllar sonra bu güzel insanın adını, bir devre arkadaşının mesaj panolarında duyurduğu, ruhlarına “Mevlid-i Şerif” okutulacaklar listesinde görünce, kendisiyle ilgili olarak aklımdan bu anılar geçti ve bu anıları sizlerle de paylaşayım dedim.

Bu güzel insan kim miydi dediniz?

Belki 71. mezunları olarak tanıyamamış olabilirsiniz, haklısınız. Kendisi, 67 Taş Mektep mezunuydu.

Adı, Seda TAFOLAR idi, efendim.

Saygılar…  

MEHMET ALİ KILINÇ
ARALIK 2009 / ANTALYA

Yorumlar

+1MEHMET ALİ KILINÇ11-04-2010 12:18#7
Amatörce yaptığım bir işin, Rahmetli Seda Ağabey'in bana yansıyan yüzünü sitemizde meslektaşlarılm a paylaşırken, tanımadığım bir genç kızı sevindirmesinin , mutlu etmesinin verdiği duygu çok değişik bir duygu. İşin bu yönünü hiç düşünmemiştim. Duygulandım. Seda Ağabey'i tekrar rahmetle anıyorum..
+1Öznur Tafolar10-04-2010 02:47#6
Mehmet Ali ağabey, ben Seda Tafolar'ın kızıyım. ismim Öznur. Babam hakkında yadıklarınız için çok teşekkür ederim. Babamı çok küçük yaşta kaybettiğimden anılarım çok canlı değil. Annemin anlattıklarıyla büyüdüm. Kafamda öyle biz Seda Tafolar oluşturmuştum ki şimdi o suret yazdıklarınızla can buldu. Beni o kadar mutlu ettiniz o kadar guru duydum ki ifade edecek kelime bulamıyorum. Dünyalar benim oldu. Babamı hatırladığınız, hatırlattığınız ve içinizde yaşattığınız için çok teşekkür ederim.

Saygılarımı sunarım.

Öznur Tafolar
+1ismail ünver20-12-2009 16:45#5
Kendisi tanıdığım için hep onur duydum
Allah rahmet eylesin.Son olarak vefatından bir kaç gğün önce hastanede ziyaret ettim ve hayatımın en büyük yıkımlarınmdan birisini yaşadım. Mekanın cennet olsun güzel insan
+1Ali Riza Bolca17-12-2009 00:17#4
Sağ kolundaki dövmesi ile rahmetli Seda abiyi tanımış olmak ve hem tersanede hem de Derincede birlikte aynı zamanda görev yapmış olmak hakikaten ayrı bir duygu.Sevgili Mehmet Ali yazdıklarını okurken bir anda çocuğunu kaybettiği dönemlerdeki bir dağın nasıl yıkıldığını hatırladım.Duygulanmamak elde değil.Işıklar içinde yatsın .Allah rahmet eylesin.
0Mustafa SEVİMLİ15-12-2009 17:13#3
Rahmetli meslektaş ağabeyimizi buradan tanımış oldum. Yazıda da ifade edildiği gibi "iyiler çok yaşamıyor" lar.

Acıların en büyüğü, evlat acısına dayanamaması şüphesiz, insan sevgisini gösteren yüce bir duygu...

Ardından sevgi ve beğeni ile anılanlara ne mutlu... Mekânı cennet, ruhu şen olsun.

Değerli meslektaşım Sayın KILNÇ'a bu güzel duyguları yaşattığı için teşekkür ediyorum.

Selamlarımla
Mustafa SEVİMLİ
İzmir 2009
+1Ramazan Kara15-12-2009 16:13#2
Mehmet ali, Daha yazının başında ilk paragrafta Seda abimden bahsettiğini anladım.Yazıyı okurken ağlmamak için kendimi zor tuttum.Şu anda bu satırları yazarken de zor tutuyorum.Onu tanıma şerefine 1972 yılında Hava lisan Okuluna kursa gittiğimde nail oldum.İyiliğini, olgunluğunu, abiliğini başım her sıkıştığında gençlik sorunlarımla başvurduğumda yol gösterişlerini, hayatta başarılı olmak için verdiği her nasihatı ve hayatımda tanıdığım gönlü kalbi güzel o insanı saygıyla ve rahmetle anıyorum.Onunla 7 ay kursta beraberdik.Kurstan sonra kısa bir gemi dönemi yaşadım ve 1974 yılında Shikago Great lakes te Kursa gittim.üstte 8 türk daha vardı.Biri Seda abimdi.4 ay da orada beraber olduk.İşte bahsedilen o olayda orada meydana geldi.Bir gece HELM ASTSB klübünde birkaç arkadaş oturuyorduk.Seda abim bir ara yan masalardan birindeki Amerikalı astsubayın argoda hindi anlamına gelen GABLE GABLE diyerek yanımızdan geçtiğini duymuş ve daha biz ne olduğunu anlayamadan bir anda fırladı ve o iki kişiyi yere savurdu.Bunun üzerine Klubün inzibatı Seda abiyi almak istedi ama ne mümkün,hemen telefon etmişler , inzibat merkezinden anında 3-4 inzibat geldi.Seda abimin,o karınca ezmez Seda abimin tek zaafı cok az da içse inanılmaz bir şekilde etkilenirdi.Müthiş neşelenir fakat bir o kadarda hassaslaşırdı. Fakat,eğer öfkelnirse zaptetmek mümkün olmazdı.Neyse, bizim araya girmemize fırsat vermeden Seda abime hakim olmak için çok uğraştılar ve zar zor nezarete götürdüler.Bizde bütün Türkler karakola gittik ne yaptı isek Seda abimden korkularını gideremedik ve o gece orada yattı.Kursu tamamladık tayinim GÖLCÜK TERSANEYE çıktı.Seda abimle orada da 4 yıla yakın beraber çalıştık. Seda abinin sporcu tarafı ve body çalışması dediğiniz gibi mükemmeldi.Bilek güreşinde yenildiğini duymamıştım.Üzerinde kaplan başı dövmesi olan sağ kolunu bükülebileceğin i sanmam Amuda kalkar amud pozisyonunda bazen Tek kol üzerinde bile şınav çekerdi.
O mükemmel insan evlat acısını atlatamadı ve genç yaşta hakkın rahmetine kavuştu.Kendisinden çok şeyler öğrendim ve onu tanığım için kendimi çok şanslı addediyorum.
Allah Rahmet eylesin,Nur içinde yat Seda Abiciğim.
Ramazan Kara 11/09
+1Necmettin ÖZDEMİR15-12-2009 13:53#1
Rahmetli Sefo abimizi tanımıyorum ama Sevgili Mehmet Ali Kılınç'ta bu denli iz bıraktığına göre saygı ve rahmetle anılacak bir insan olsa gerek!Ruhu şad olsun!

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yapabilir. Yorum yapmak için lütfen KAYIT olunuz...

GİRİŞ






Kullanıcı Adı/Şifremi Unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

DUYURULAR

  • 0
  • 1
prev
next
News image

DENİZ ASTSUBAY OKULU MARŞI

Çelikten kalbimizde vatanın sevgisi varGözlerimiz enginde düşmandan bir iz a...

1971 Mezunları Dün ve Bugün

 Alfabetik Sıralı İsim Listesi Bu renkte yazılı isimlerin üstüne tıklars...

Video Galeriden

genclige-hitabe

Yeni Uyelerimiz

ALİ FAİK AYAN 2016-01-29
mustafaefe 2016-01-18
donmezh 2016-01-08

Kimler Sitede?

Hiç bir üye sitede değil
074698
BugünBugün6
DünDün90
Online.Uye: 0
Online.Konuk: 5
Toplam.Uye: 359