NACAK SAPLAMAK…

Yazdır
PDF
ibili-dayi

Yıllardır  ülkemde olup bitenlere çarpıcı  bir isim bulmaya çalışıyordum da bir türlü uygun ismi bulamıyordum. Neyse ki son iki ay içinde ülke gündemine gelen iki olayı izledikten sonra iki kelimelik; “Nacak Saplamak” “Nacak saplama işi tamamlanmıştır” cümlesi ağzımdan dökülüverdi.

 Bu iki olaydan biri hep Müslüman kardeş ülke diye bize öğretilen Libya’da olan olaylar. Hani şu 1974 Kıbrıs Barış Harekâtında batı ülkelerinin ambargo uygulamaları nedeniyle uçaklarımızın yakıtsızlıktan havalanamama tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında “bütün olanaklarımızla kayıtsız şartsız yanınızdayız” diyen ülke Libya’dan bahsediyorum. İşte bu Libya’nın halkının başına bomba yağdıracak haçlı ordularına kıyakçılık yapmak için, hükümetimiz daha Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden asker gönderme izini bile almadan, Türk Donanması’nın Mart ayında peşin peşin Libya’ya gönderilmesi. İkincisi ise kurulduğundan beri dış politikasının vazgeçilmez ilkesi “Yurtta barış dünyada barış” olmasıyla övündüğümüz ülkemiz Türkiye’nin, sanki kendi iç güvenliğini dört dörtlük sağlamış, haftada ikişer-üçer şehit vermiyormuşuz gibi Millî Güvenlik Kurulunun geçtiğimiz nisan ayı sonunda yapılan toplantısının sonucunda, haçlıların dikte ettirmesiyle, bir Müslüman ülke olan komşumuz Suriye’nin iç işlerine karışarak, bu ülkeye iç isyanları ile ilgili tavsiyelerde bulunmasıdır.

Benim köyümde ağaç  kesmeye, devirmeye yarayan bir avadanlık olan baltanın diğer adı nacaktır. Balta denildiğinde herkes ne olduğunu anlar ama nacak ismi yine de daha çok kullanılır. Buradaki  “Nacak Saplama” işinden kastım, nacağın bir ağaca saplanması değil, nacağa sap takılması işidir.

Gençliğimde ülkemizin dış bağımlılığının derecesini vurgulamak için ordumuzun ihtiyacı olan balta sapının bile stok numarasıyla sipariş edilip Amerika’dan geldiği yazılır, çizilirdi. Bu gün bu durumun hâlâ devam edip etmediğini bilmiyorum. Günümüzde her ürünün fabrikasyon Çin yapımı ucuz versiyonun olduğu malûm. Nacak sapının da hazır ucuz PRC türünün satılıp satılmadığını bilmiyorum. Ama çocukluğumda benim köyümde nacak sapı,  bu işe eli yatkın kişiler tarafından elde düzülürdü. İbili Dayım da köyde bu işi en ustaca yapan kişiydi.

Bizim Gülnar yöresinde en sağlam ve dayanıklı nacak sapı  piynar ağacından yapılır. Ağaç  dediysem, bilenler bilir piynar ağacı öyle boylu poslu kerestesi olan bir ağaç türü değildir. Piynar, tırnak genişliğindeki yapraklarının kenarlarında diken denilebilecek girinti çıkıntıları olan, Akdeniz Bölgesi maki grubuna dâhil, meşe türünden bir çalıdır. Piynar ağacının gövde kalınlıkları da ancak genellikle bir nacak sapı yapılabilecek çapa ancak erişir. Çoğunlukla gövdeleri eğri büğrüdür. Gövdesinden nacak sapı düzülecek doğrulukta piynar ağacı bulmak biraz zordur. Böyle bir gövdeyi bulduktan ve uygun uzunlukta kestikten sonra, nacağa sap düzmek üzere işleme başlamadan önce, çatlamasını engellemek için, bu ağacı bir yıl kadar gölge bir yerde kurutmak gerekir. Kurutulmuş piynar ağacı oldukça serttir ve işlemesi zordur.

İbili Dayım şimdilerde çok yaşlandı. Ama gençliğinde dağda taşta çok gezer, gezdiği yerlerden akşama eli eve boş dönmezdi.  Çoğu zaman eve elinde nacağa veya kazmaya sap olabilecek bir piynar ağacı gövdesiyle dönerdi. Bu sopaları evinin bir köşesinde biriktirir, konuya komşuya lâzım olduğunda, bunlardan birini komşunun avadanlığına takıverirdi. Yani bu konuda hemen herkesin işini görür, kimseyi eli boş göndermezdi.

Sanırım o yıllara oranla günümüzde, birçok konuda olduğu gibi nacağa sap düzerken de piyasada işi kolaylaştırıcı çeşitli elektrikli el aletinin satıldığını sanıyorum. Hatta bu işi fabrikasyon olarak yapan torna tezgâhı bile olabilir. Ben size burada çocukluğumda İbili Dayımın yaptığı şekliyle, el aletleri ile nacak saplama işinin nasıl yapıldığını anlatacağım. Lütfen çok dikkatli okuyun. Ülkemizde olup biten olayları anlamak için, baltaya nasıl sap düzüldüğünün öğrenilmesi çok önemlidir.

İşin püf noktası, olmazsa olmazını anlatmayı az daha unutuyordum. Nacağa sap takma işi bir yandan devam ederken, diğer yandan her aşamada sürmesi gerekli vazgeçilmez fiil ise, İbili Dayım’ın yine çakısıyla elinde düzdüğü sanat harikası denilebilecek, ince işlemelerle süslü ağaç ağızlığının ucuna takılı, bahçesinde yetiştirdiği deli tütünden sarılı külü uzamış cigarasından tüten, her gün vücudunu zehirleyip adeta bir an önce vücudunu teslim olmaya zorlayan, cigara dumanıdır.

Nacağın sap takılacak düğdü  deliği, kabaca 3x5x4 cm. ölçüleri civarında, dikdörtgene yakın yamuk şeklindedir. Önce sap yapılacak gölgede kurutulmuş piynar sopasının uçları, uzunluğu yaklaşık 100-120 cm. olacak şekilde el testeresiyle kesilir.  Sap yapılacak bu ağacın kabası, bir ucu nacağın sapının takıldığı düğdü deliğine girecek ölçüye ininceye kadar yavaş yavaş keserle boydan boya kabaca yontulur. Sapın çap ebadı ve şekli nacağın düğdü deliğine girecek boyutlara yaklaşınca, işe törpüyle devam edilir. Sapın baltanın deliğine tam oturması, boşluk kalmaması için törpüleme işi ince ince, alıştıra alıştıra yapılır. Balta sapının, nacağın düğdü deliğine iyice uydurulmuş olması nacak saplama işi bitti demek değildir. Baltayı kullanacak kişinin balta sapını elleriyle iyice kavrayabilmesi, baltayı kullananın ellerin balta sapı üzerinde rahat hareket edebilmesi için, sapın tutulacak kısmının ortopedik düzgün ve oldukça pürüzsüz olması gerekir. Yoksa sap üzerinde kalacak bir pürüz ve hata, baltayı kullanan kişinin ellerini rahatsız eder ve acı verir. Zamanla ellerinin kabarıp su toplamasına, nasırlaşmasına yol açar. Bu nedenle son şeklin verilmesi için nacak sapının elle tutulacak bölümünün de iyice törpülenmesi gerekir. Köy yerinde her zaman bulunmayabilir ama nacağı kullanana ağaç katletmeyi zevk haline getirme açısından, başta üzerinde zamanla pürüz yaratabilecek budak yerleri olmak üzere sap mutlaka boydan boya, uygun evsafta zımpara ile zımparalanmalıdır. Zımpara işleminden sonra yapılacak son işlem, nacak sahibinin içinde zamanla gevşeyip nacak saptan çıkıp fırlayabilir şüphesi kalmaması, saplama işinin evlâdiyelik denilen türden olması için, sapın tepesine orta boy bir mıh çakılması işlemidir. Böylece sapın delikte iyice şişmesi,  baltanın güvenli bir şekilde kullanılmaya hazır hale gelmesi sağlanmış olur..

Gelelim nacak saplama işinin ülkemizle ilgisinin anlatılmasına. Şüphesiz hazırlık aşamasının daha öncesi de var ama ülkemizde geçtiğimiz günlerde mıhı çakılan, balta saplama işlemine benzer olayların resmi başlangıç tarihini bana göre 24 Ocak 1980 tarihidir. Ülkede görülen diğer karışıklıklar, sosyal o olayların hepsi sonuçta balta saplama işleminin birer parçası olduğu hepsini ayrı ayrı, uzun uzun anlatmaya gerek yok.

Bu yıllarda işe  önce, gazete yayınlarıyla, televizyon tartışmalarıyla,  parayla yazdırılan kitaplarla devlete ait ne varsa verimsiz çalıştığı, güvenlik hizmetleri dâhil, özelleştirme yapıldığı zaman verimin ve kârlılığın artacağı havası yayıldı. O kadar ki, her özelleştirilen kuruluştan devletin kurtulacağına, bu kuruluşlar özelleşince ertesi gün kanatlanıp, uçacağına ülkedeki küçükten büyüğe herkes inandırıldı. Daha doğrusu bu yalanlar herkese papağan gibi ezberletildi. “Devlet pijama, ayakkabı mı yaparmış?” repliği herkesi mest eden bir şiirin ilk mısrası haline getirildi. İnsanlar parmaklarında çıkan dolamadan ve yıllardır çektiği kanser illetinden bile KİT’ lerin özelleştiğinin ertesi günü kurtulacaklar havasına sokuldu. Örneğin devlet bankalarında çalışan, bu güne göre nispeten yasal olarak insanca haklara sahip memurlar, sonuçta yurdum insanın mahalleden arkadaşı, teyzesinin kızı, amcasının oğlu değilmiş de uzaydan gelmiş düşman askerleriymiş gibi bir algı yaratıldı. Bu memurlar tüm olumsuzlukların kaynağı olarak gösterildi. İnsanlarımız bunlara küfür ettirilir hale getirildi. Bu gün bankaların sahipleri yabancı şirketler. Çalışanlar ise yine bizim insanlarımız ama sömürge ülkesinde hiçbir hakkı olmayan, boyunlarına etiket bağlı köle durumuna getirilen insanlarımız.  Ama bu gün bankaya bir işiniz düştüğünde, dün bu bankanın sahibiymiş gibi davranıp görevlilere küfredenlerin sık sık   “sistem yok” mazereti karşısında her nedense gıklarının çıkmadığını göreceksiniz. Bu, daha sonra yaşanacaklara hazırlık ve kıvama getirme aşamasını, saplık yapılacak ağaçların, çalılıklardan kesilip, evde uygun bir köşede kurutulmaya bırakıldığı döneme benzetebilirsiniz..

Bir sonraki dönem, toplu iğne bile yapacak imkân ve tesisin olmadığı bir durumdan, birçok sektörde kendi kendine yeter duruma gelebilmek için, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş döneminde, devlet malıdır diyerek çalıştığı, devlet dairesinden bir kurşun kalemi bile evinde kullanmak üzere cebine koyup götürmeyi kendine yediremeyen bir neslin, dişinden tırnağından artırarak, bin bir emekle kurmuş olduğu fabrikalar, bankalar özelleşince, verimlilik artacak, ülke olarak köşeyi döneceğiz gazıyla, ölmüş eşek fiyatına elden çıkarıldığı dönemdir. İzleyen süreçte, bu tesisler özel kişiler elinde aynı sektörlerinde çalışmaya, üretmeye, istihdama devam edecek denildiği halde, iki üç yıl içinde fabrikalar kapatıldı. Fabrikaların arazileri arsaya dönüştürülüp, devletten alınan fiyatın onlarca kat üstünde bir paraya arsa olarak satıldı. O günlerde basında çok sık kurulan “Türk bankacılık sistemi, Türk ekonomisinin en büyük kamburudur, bir an önce tüm bankalar elden çıkarılmalıdır” cümlesini herkes hatırlayacaktır. Bankalar önce yerli sermayeye satılıyormuş gibi yapıldı, ardından iflâs ettirilip, ikisi-üçü birleştirilerek Yunanlısından,  Hollandalısına yabancılara devredildi. İki yıl geçmeden basında her gün “Bu yıl Türkiye’de en kârlı sektör bankacılık sektörü olmuştur” cümlesi kuruldu, ama “bu nasıl iştir, koca bir ulusla alay mı ediyorsunuz” sorusunu sormak kimsenin aklına gelmedi.

Türkiye Cumhuriyetinin ekonomik birikimlerinin budanıp, kapatılıp, uluslararası şirketlere devredildiği, ülkenin güçten düşürülmeye başladığı bu dönemi,  saplığın keserle yontularak, ağacın kabasının alındığı dönemle eşleştirmek mümkündür.

İkide bir tekrarlanan, “AB kriterlerini yerine getiriyoruz” , “Reform yapıyoruz” replikleri eşliğinde yapılan yasal düzenlemeler, Türk askerinin başına çuval geçirilmesi, bir gece sabaha karşı torba yasa içinde maden yasasında reform düzenlemesi yapıyoruz adı altında, tereyağından kıl çeker gibi, eski yasada olan “ülkenin zenginlik kaynakları işletilirken, öncelikle ülke çıkarları gözetilir” ibaresinin bile tahammül edilemeyip yasadan çıkarılması, ülkenin tamamen bir sömürge ülkesi olmasının yasal alt yapısını hazırlandığı süreç olup, balta sapının törpülenerek, tamamen ortopedik bir duruma getirilmesiyle paralel olan süreçtir.

Dağının, tepesinin, maden ocağı, taş ocağı adı altında talan edildiği, akan derelerinin sularının HES yapıyoruz adı altında uluslararası şirket temsilcisi yandaşlara rant kapısı yapılmaya çalışıldığı, Türk Ordusu’nun komuta kademesinin büyük bölümü esir alınarak, kendi ülkesinin güvenliğini, bütünlüğünü, sağlamada zorlanır duruma getirilmişken, Cumhuriyet dönemi boyunca “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” özdeyişini ilke edinmiş bir ülkenin Milli Güvenlik Kurulu, komşu ülke Suriye’ye, sırf birileri öyle yapılması için talimat verdiği için, “isyancılarına teslim ol” telkin eder duruma getirildiği, tarih boyunca, haçlı saldırılarına karşı kendisini İslâm Dünyasına siper etmesine alışılan Türk Ordusu’nun Müslüman ülke Libya’yı bombalayan Haçlı güçlerine kıyakçılık, koçbaşlık yapar duruma düşürüldüğü dönem ve bu duruma karşı çıkabilecek potansiyele sahip ülke aydının, emekli, muvazzaf ordu mensuplarının cımbızla ayıklanır gibi ayıklanarak, tutsak edildiği dönem ise balta sapının sıfır numara zımpara ile iyice zımparalanıp, kaymak gibi düzgünleştirilip,  baltanın kullanıcısının elinde güzelim ağaçları devirmeye tam hazır hale getirildiği dönemdir.

Sonucunun ne anlama geldiği herkes tarafından bilinen, 12 Haziran seçimlerinin yapıldığı tarih ise balta sapının baltaya sıkı sıkıya oturması, şöyle böyle bir zorlamayla baltadan çıkmaması, evlâdiyelik olması için sapın baltaya geçen ucunun tepesine orta boy mıh çakılması işlemidir.

Nacağa sap takma sürecinin her aşamasında İbili Dayımın birbiri ardına tazeleyip, ağzından düşürmediği deli tütünden sardığı cigarasından tüten zehirli cigara dumanının neyin karşılığı olduğu sorusunu sorduğunuzu duyar gibiyim. Bu işin olmazsa olmazı, ustanın ağzındaki cigaradan devamlı tüten dumanın karşılığı ise her fırsatta değişik yollardan yasalar kemirilip, el atma yaşı hep aşağı çekilerek, ülkeye düzgün adam yetiştiriyoruz görüntüsü altında bu ülkenin çocukları ele geçirilip, zehirlenilerek, ülkenin talan edilmesinden bihaber, insan olmayı sadece market rafında istenildiği anda 5 kilogramlık çiçek yağı bulabilmek sanan, hayatla ilgili sorusu sadece akşamları televizyon kanalı imamına “dün gece rahmetliyi rüyamda gördüm abdestim kaçmış mıdır, hocam” olan, her defasında işbirlikçi ortaklara oy verip, iktidara getirebilecek kalabalıklar, seçmenler yetiştirme işidir..

Sonuç  olarak; - sanırım anlamışsınızdır - ortopedik, pürüzsüz, çok sağlam saplı nacak benzeri Türkiye, gerek ekonomik yapısıyla olsun, gerek ordusuyla olsun, bütün imkânlarıyla limitsiz olarak kullanıcısının elinde kesip devirmek, tepe tepe kullanılmak için hazırdır artık.

20.Yüzyılın 19 Mayıs  1919 sonrasını birinci el tanıklarından dinlemiş, yeryüzünde emperyalizme, kapitülâsyon belâsına karşı kora kor kurtuluş savaşı vererek kurulmuş bir devleti devralmış, her bir yılı bir öncekini aratan 20.yüzyılın ikinci yarısını bizzat yaşamış ama yine de bu yıllarda geleceğe her şey bir gün düzelecek umuduyla yaşamış, bir yıllık taze bir dede olarak, her türlü kaynağına uluslararası şirketlerce el konulmuş, emperyalizm tarafından komşularına yeni çeki düzenler verilip, bölgesinde haritalar yeniden çizilirken,  emperyalizmle iş birliği eden ve komşularına karşı koçbaşı gibi kullanılan, onursuz, muhtemelen yarınlarda yaşanılabilirliği çok daha zor olacak bir ülkeyi, umudunu kaybetmiş bir dede olarak, torunuma devrediyor olmaktan utanç duyuyorum.  

Mehmet Ali KILINÇ
Haziran 2011

Yorumlar

0Mustafa SEVİMLİ05-07-2011 17:23#1
Mustafa Kemal ATATÜRK ’ün tarihe geçen;

“Milletimiz büyük kahramanlar yetiştirmiştir. Fakat kahramanlarımız kadar hainlerimiz de boldur”

sözünün bu yazının asıl tema’sını özetleyip, güçlendireceğin i düşünüyorum.

Teşekkürler, Sayın KILINÇ…

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yapabilir. Yorum yapmak için lütfen KAYIT olunuz...

GİRİŞ






Kullanıcı Adı/Şifremi Unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

DUYURULAR

  • 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
prev
next

SİTEYE RESİM YÜKLEMEK

1 – Üye girişi yapınız. 2 – Ana sayfa üst çubukta “Foto Albüm” tıklayınız. 3...

News image

ASKERI TESISLER ILETISIM BILGILERI

ORDU EVİ VE KAMPLAR SANTRAL FAKS ADANA ORDUEVİ 0...

ESKİ YAZILARI OKUMAK

SİTEMİZDE YAYINLANMIŞ ESKİ MAKALELERİ OKUMAK İÇİN ;   ANA SAYFADAKİ "Tüm yazıl...

PANOYA MESAJ YAZMAK

Ana sayfa başındaki mesaj panosuna yazıp, arkadaşlarımıza duyur...

Site İçinden Mesaj Göndermek

  Site içinden üye arkadaşımıza mesaj gönderebiliriz. 1 -...

Video Galeriden

genclige-hitabe

Yeni Uyelerimiz

can 2013-11-19
ahaap 2013-11-19
murat atam 2013-11-13

Kimler Sitede?

Hiç bir üye sitede değil
142956
BugünBugün35
DünDün83
Online.Uye: 0
Online.Konuk: 1
Toplam.Uye: 312