Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 


I

kinci ders yılı bitipte üçüncü sınıfa geçtiğimizi belgeleyen karneleri aldığımız an müthiş heyecanlı ve sevinçliydik! Memleketinden uzakta yatılı okuyan öğrenci niçin heyecanlanır? Tabiki tatile çıkacağı için! Tatil demek doğduğu, büyüdüğü memleketine gitmek demek! Sevdiklerine kavuşmak, onlarla kucaklaşıp koklaşmak, anacıkların hasreti çekilen yemeklerini doyasıya tatmak demek!

Ama tatil beni iki arada bir derede, hem de bu ikisinin tam orta yerinde bırakmıştı. Bir yandan memleketim Gaziantep’i ve oradaki yakınlarımı çok özlemiştim. Annem, babam, kardeşlerim, arkadaşlarım burnumda tütüyordu!

Diğer yanda ise sırılsıklam âşıktım. Ve ölesiye sevdiğim kız İstanbul’da yaşıyordu! İki aylık tatil boyunca onu görmeden duramazdım. Bu imkânsız bir şeydi!

Tercih yapmak durumundaydım. Ve İstanbul’da kalmaya karar verdim. Evdekilere usturuplu bir yalan uydurdum. İstanbul’da üniversitede okuyan hemşerilerim vardı. Çoğu ilkokuldan, ortaokuldan, mahalleden arkadaşımdı. Üçü-beşi ortaklaşa tuttukları bekâr evlerinde kalırlardı. Hafta sonu izinlerinde bu evlere gider gelirdim. Yaz aylarında bu bekâr evlerinde ya bir ya da iki kişi kalır, sınavı olmayanlar memlekete giderdi. Yani anlayacağınız benim için kalacak yer sıkıntısı yoktu. Bu evlerden birinde Halil adında bir arkadaşım vardı. Her yıl üniversite sınavına girer bir türlü de herhangi bir okula kaydını yaptıracak kadar puan tutturamazdı. Ama hiçbir zaman okuma inadından vazgeçmez hatta İstanbul’u da terk etmezdi. Onun yanına kapağı attım. Halil akşamları Karaköy altgeçidinin çıkışında bir gün önceden çıkan ertesi günün gazetelerini satarak yolunu bulurdu.. Bana ortaklık teklif etti. Kabul ettim. O zamanlar gazetelerin matbaaları Çağaloğlu Yokuşunda Babıâli’deydi. Çıkan her gazeteyi sıcağı sıcağına sırtlanıp Karaköy’e ulaştırmak benim görevimdi. Velhasıl o yaz hem ticareti öğrenip para kazandım, hem de kız arkadaşımla yaz boyunca ayrı kalmamış oldum. Ah ne güzel günlerdi o günler ah!

Tatil bitti, okula dön talebe’ mesajı kara haber gibi yüreğime oturdu ama ne çare! Döndük tabii! Tıpkı, diğer 340-350 sınıf arkadaşım gibi! Taş mektep’te toplandığımız zaman bizim 71 Sınıfı’nın, sanat okullarından, liselerden toplanan 200’e yakın öğrenciyle takviye edilerek mevcudumuzun 550 civarına çıkarıldığını gördük. Bu başlangıçta biz bıçkın Taş Mektep öğrencilerini pek memnun etmedi. İlk günlerde dışarıdan (!) gelen bu arkadaşları benimsemedik. Hatta onlarla aramızda bazı ufak tefek hırlaşmalar, sürtüşmeler bile oldu. Ama birkaç gün sonra, büyüklerimize göre eğitim, bize göre ise sürgün amacıyla bir aylığına gidip, kırk beş gün kalacağımız Yassıada’da birbirimize ısınıp, tahminlerden kısa sürede de kaynaştık.

Yassıada anılarını sevgili arkadaşımız Mustafa Sevimli kadar güzel anlatmam mümkün değil. Laf aramızda onun yazısından bazı alıntılarda yaptım. Tabii çaktırmadan. Onun anlattığı gibi lumbar ağzında teker teker İlhan Özdemir’in elini öperek Taş Mektebe veda ettik. Vapura tünelden geçip Beylerbeyi İskelesinden binmişiz gibi kalmış aklımda. Mustafa Sevimli Kuzguncuk İskelesi’nden bindiğimizi yazmış. Doğrudur. Okula girdiğimiz ilk sene sahilde, kendimize ait iskelemiz vardı. Hafta sonları vapurlar izine çıkacak talebeyi bu iskeleye yanaşarak alırdı. Boğaz Köprüsü’nün ayaklarında biri okulumuzun bir binasıyla birlikte İskelemizi ve yüzme havuzumuzu alıp götürdü. Galiba o ayağın temeli için vurulan ilk kazma ayni zamanda Taş Mektep’in sonu içinde vurulmuştu.



Neyse, meçhule gider gibi yalpalaya yalpalaya giden vapurla önce Heybeliada’ya götürüldük. Sonra işkampavyalarla Yassıada ya! Vapurda ikisi sivil kıyafetli biri üniformalı bizlerden birkaç yaş büyük üç yabancı vardı. Kulaktan kulağa bunların bize eğitim yaptıracak olan deniz piyadeleri olduğu yayıldı. Piyadeciliğin kitabını yazmış olan bizler daha vapurda resti çektik! Kimse bize bu yaştan sonra piyadecilik öğretemezdi. Genç ve toy deniz piyadeleri 550 azgın öğrenciyle başa çıkamayacaklarını o saat anladı ve daha vapurdan inmeden yelkenleri suya indirdiler. Ada’da kaldığımız kırk beş gün boyunca da mümkün olduğunca bizden uzak durmayı tercih ettiler. Deniz Piyade Üsteğmen Aziz Doğan çok temiz ve saf bir Anadolu çocuğuydu. Kulakları çınlasın. Birkaç yıl önce emekliye ayrıldığını ve bir özel güvenlik şirketine yönetici olup Kosova’ya gittiğini duydum.

Yassıada da yaşadıklarımızı hiçbirimiz ölünceye kadar unutamayız herhalde! Biz henüz Ada’ya ısınamadan İstanbul’da kolera salgını başladığını duyduk. Tabiatıyla izinlerin kaldırıldığı kara haberini de! Bazılarımız bir, bazılarımız ise iki hafta sonu izinine çıkabilmiştik sadece! Hatta içimizden hiç izine çıkamayanlar bile vardı.

 
Benim gibi aşkı uğruna memleketine bile gitmeyip İstanbul’da kalanlar için bu zoraki mahkûmiyet ölümden beter bir olaydı! Zaten Ada’da yaptığımız herhangi bir şeyde yoktu. Sıkıntıdan ruh çağırma seansları düzenliyor, spor salonunda halat tırmanarak stres atmaya çalışıyorduk. Tabi bol bolda denize giriyorduk. Eğitim değil çileydi bizimki! Benimde içinde bulunduğum bir grup kafadar kayıkla kaçmaya karar verdik. Bazıları da Ada’ya kumanya getiren motoru gözüne kestirmişti. Ada’da, fırtınalı havalarda Yenikapı’dan, Kumkapı’dan, Kadıköy’den, Fenerbahçe’den ipini koparıp gelen birçok sahipsiz kayık vardı. Bu kayıklarla en yakın ada olan Heybeliada’ya pekâlâ gidebiliriz diye düşünüyorduk. Oradan da vapura binip, ver elini İstanbul! Ne harika fikir değil mi? Sonrası hiçbirimizin aklına gelmiyordu! Uyguladık ta bu çocukça planı! Motorla kaçmaya kalkanlar, motor henüz hareket etmeden yakalandılar. Ben ve benim kafada olan bazı arkadaşlar Naci Ağcasulu, Fuat Tarlacı, Muammer Gül, Savaş Mat ve şimdi isimleri aklıma gelmeyen birkaç arkadaş daha, zorlu bir deniz yolculuğundan sonra Heybeliada’ya vasıl olduk. Ama sabahleyin vapura binemeden inzibatlara yakalanıp tekrar Ada’ya postalandık! Tabii Ada’da ilk iş olarak özenle büyütüp gözümüz gibi koruduğumuz sırma saçlarımız üç numaraya vuruldu.
 

Kaçma hayallerimiz hiçbir zaman son bulmadı! Ama bize bir yıl gibi gelen kırk beş gün günün birinde sona erdi Ada açıklarına demir atan Paşa Sınıfı Muhripler kimimizi Gölcük’e, kimimizi de Derinceye götürmek üzere denize açıldı. Sözüm ona bizim arzularımızda göz önünde bulundurularak branşlara ayrılmıştık.

Beylerbeyi’nden gelen öğrencilerin hiç biri porsun olmak istemezdi. Nedeni yoktu bunun. Galiba bize porsunlar gemilerde ayak işlerine bakar diye söylemişti birileri! Okuldan gelenlerden tek bir arkadaşımız porsun oldu! Okuldan yeterli porsun bilgisine sahiptik. Dışarıdan gelenler bu konunun tamamen yabancısıydı. Okuldan galipte porsun olan arkadaşımız porsun okulunu birincilikle bitirdi ve dil kursuna gitti. Oradan da yurtdışı görevine! Emekli oluncaya kadar da idari bürolarda görev aldı. Benim gibi elektriğin E’sinden anlamayan bazıları ise meslek lisesinin elektrik bölümünden mezun olmuş elektrikçililiğin inciğini cinciğini bilen usta elektrikçilerle yarışa girdi ve kör topal Sınıf Okulu’nu bitirdi ve Astsubay olmaya hak kazandı.

Esas macera bundan sonra başladı! Zorlu gemicilik yıllarımızı ve astsubaylığımın ilk gönlerini anlatacağım yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle söze nokta koymaya ne dersiniz… Sağlık, huzur ve mutluluğu sevdiklerinizle paylaşmanız dileğiyle.

Necmettin ÖZDEMİR

333 - B Kısmı

Yorumlar

-1Necmettin ÖZDEMİR21-01-2010 14:23#10
Sevgili Selçuk İçer Arkadaşım,
Yazın lütfen, çekinmeyin, devremiz olmasanız da değişik bir renk ve ses olarak çeşni olur en azından! Bizden çok fazla yazanda yok zaten. Sanki adamların anlatacak hiçbir anıları, yaşadıkları ilginç birşey yokmuş gibi! Üzülerek söylemeliyim ki daha çok genç olmalarına rağmen bu yaşta bazı arkadaşlarımızı n gözü toprağa bakıyor. Ben her gün iki saate yakın karate salonunda antrenman yapıyorum. hemde 17-18 yaşındaki gençlerle. Yüce Tanrı her canlı için ortalama bir ömür biçmiş! İnsanlar için biçtiği ömür ortalaması 120 yıl! Bunu ben söylemiyorum, bilim adamları söylüyor. Örnekte çok! Bitlisli Zaro Ağa 1934 Şişli Etfal'da öldüğünde tam 167 yaşındaydı. Anadolu'da, Kafkaslarda ve dünyanın çeşitli yerlerinde 100 yaşını çoktan devirmiş bir sürü insan var! Bunların bir çoğu yaşamlarını her yönden sağlıklı bir şekilde sürdürüyorlar! Hindistanlı Nanu Ram Jogi 27 Ağustos 2007'de 22'nci kez baba olduğunda tam 90 yaşındaydı. Ya bir Çinlinin tam 253 yıl yaşamış olduğunu söylesem şaşışırırmısın Sevgili Selçuk kardeşim.
Bütün bunları niçin mi anlattım?
Sınıf arkadaşlarımın ve bizim yaşımızda olan çevremede olan bazı insanlardan memnun olmadığım için! Kimi kafasını kuma gömmüş, nefes alıp vermenin dışında hiç bir yaşam belirtisi göstermiyor! Kimisi yürümekten aciz!Kimisi de bütün gün TEMAD'da oyun oynamayı yaşam biimi haline getirmiş! Bence biz yaştaki insanların yapabileceği çok daha güzel şeyler var! Yeterki yaşam arzusunun kökünü kurutmasın. Ağacın kökü sağlam olursa dallarına birşey olmaz.
Belki bu mesajımı okuyan arkadaşlarımdan bazıları saçmaladığımı düşünecektir! Hatta bazıları da onun tuzu kuru diyenler bile olacaktır. Kim ne düşünürse düşünsün, benim için hiç önemli değil!Benim vermek istediğim mesaj açık! Bir iki arkadaşımın kafasına girerse anlatmak istediklerim benim için yeterli!
Ben diyorum ki Selçuk kardeşim:
Kefenin cebi yok! Geldiğimiz gibi hiç birşey götürmeden gideceğiz bu dünyadan! Ama yaşam çok güzel! Olağanüstü tatlı! Öyleyse son nefesimizi verinceye kadar haz alarak yaşamaya bakalım. Haz albilmek içinde sağlıklı olmak gerektiğni unutmayalım.
Saygı ve sevgi dolu mutlu ve uzun bir yaşam dileklerimle...
Necmettin Özdemir

0Selçuk İÇER21-01-2010 03:03#9
Sayın ÖZDEMİR ben gerek devreniz gerekse Denizci olmadığım için aranızdaki bütünlüğü bozmama adına yazmak istemiyorum.Tüm yazar ve yorumcuları zevkle okuyor ve ilgiyle takip ediyorum.Mutlaka katkı sağlarım çorbada benimde tuzum olur.Saygı ve selamlar..
-1Necmettin ÖZDEMİR14-01-2010 19:26#8
Sevgili Selçuk İçer Kardeşim,
Teşekkürler. Devamını yazacağım. Ama sizlerde bir tutam tuz katmalısınız bu çorbaya.
Sevgiyle, saygıyla...
-1Necmettin ÖZDEMİR14-01-2010 19:24#7
Sevgili Uğur Gökçe,
Senin Uğur Bıçakçı yerine yanlışlıkla dayak yediğini öğrendiğimiz zaman hem üzülmüş hemde gülmüştük! Ama, o olayı hatırladıkça benim hala vicdanım sızlar.Sen ufak tefektin. Uğur Bıçakçı ise maşallah ayı gibi iri yarıydı. Sırf isim benzerliğinden senin onun yerine dayak yemen o zamanlar çoğumuza komik gelmişti.Yalçın Gündoğ (Soyadı değil lakabı Taş'tı)ise kolay kolay kimseden tokat yiyecek biri değildi. İlhan Özdemir'in dışında tabii! İlhan Özdemir'den o da çok dayak yemişti. Kulakları çınlasın,duyduğ uma göre Yalova'da ticaretle uğraşıyormuş.
Sevgiyle Yanaklarından öpüyorum Sevgili Mersinli arkadaşım Uğur...
+1Necmettin ÖZDEMİR14-01-2010 19:14#6
Sevgili Ömer Şimşek Kardeşim.
10 Yıl bir fiil köşe yazarlığı yaptım. 'Hey! Orda Kimse Var mı!' isimli oldukça ses getiren basılmış bir romanım var. Çeşitli internet sitelerinde köşelerim var. Anlayacağın ucundan, kıyısından da olsa birazcık yazan sayılırım.Merak ettiğin kız meselesine gelince, malesef o işin sonu hüsranla bitti. Ama tek suçlu bendim. Kız güzeldi. Öyle olunca bende havalara girdim. Kendimi bulunmaz bir metah, Hint kumaşı sandım. Çaktırmadan başka kızlarla gezip tozmaya başladım. Ve tabii böyle durumlardaki değişmez son beni de buldu! Terk edildim.Uzun süre acı çektiğim bu aşk hikayesini çok sonraları hanıma da anlattım. Yani o da her şeyi biliyor!
Yanaklarından öpüyorum Sevgili Ömer...
-1Necmettin ÖZDEMİR14-01-2010 18:56#5
Sevgili Mustafa Sevimli Arkadaşım,
Bizler yaşama Beylerbeyi'nde başladık sanki! Ondan önce ana kucağındaydık! Az da olsa çokta olsa her şey önümüze hazır geliyordu. Dünyayı bir oyun bahçesi gibi görüyorduk. Ana kucağından asker ocağına transfer olunca Hanya'yı da Konya'yıda öğrendik. Gerçek yaşam o gün başladı.Acısıyla tatlısıyla sürdü gitti! Emekli olduncaya kadar çoğumuz ardımıza dönüp bakmadık bile! Emekli olduktan sonra yapıldı yaşananların muhasebesi! Bence,artısı da güzeldi, eksisi de! İşte bu anılar, o muhasebe defterinden alınma yıpranmış bir kaç sayfa sadece! Her arkadaşımızın böyle bir muhasebe defteri ve bu defterden bizlere aktaracağı yıpranmış üç-beş sayfacığı olduğundan eminim. Eksiklikleri, kopuklukları ancak böyle tamamlayabiliri z. biz 550 kişiydi. Bu 550 arkadaşımızdan aramızdan ayrılanlar, Hakkın rahmetine kavuşanlar oldu. Ama onların yakınlarının onların anılarını yaşatmak adına bizimle paylaşacakları çok şey vardır kuşkusuz.Bu sitenin eksiklerini ancak o şekilde tamamlayabiliri z. senin, benim ve diğer bir kaç arkadaşımıızın yazmasıyla ancak bir kaç adım yol alabiliriz.Bilgisayar kullanmasını bilmiyorum bahanesine kimse sığınmasın. Günümüzde herkesin evinde var! ya da eşinde dostunda! İki satırcıkta olsa herkesin anlatacağı birşeyler mutlaka vardır. Okulyaşamı,gemi lerde geçen zorlu yıllar,seyirler , fırtınalar, Kıbrıs Harekatı,Mersin , İzmir, Çanakkale nöbetleri,yurtd ışı görevleri, tatbikatlar, Deniz Hava Filosu'nda yaşananlar, Deniz piyadelerin anıları, emeklilik sonrası iş hayatı, sivil gemicilik ve Temad müdavimliği, subay-astsubay ilişkileri, Parmaksız Veysel ve Güllübahçe anıları, vs. vs. Yazacak anlatacak o kadar çok anılar var ki! Bu anıları paylaşmazsak unutulup gider. Ben uğraşamam, ben yazamam diyen varsa 532 28 27 311 numaralı telefonumu çaldırsın. Buluşalım. Nerde olursa olsun üşenmem giderim. bana anlatsın ben yazayım. daha ne diyeyim ki sevgili Musatafa! Sınıfımız mensupları zengin anı dağarcığını açarsa güzelleşir sitemiz...
sevgiyle, sağlıcakla kal...
+1Mustafa SEVİMLİ13-01-2010 15:51#4
Sevgili Arkadaşım Necmettin,

Acı tatlı yanlarıyla hatırlanan, izler bırakan okul anılarımız bitmez. Herbir günü ayrı bir sayfa tutar. Burada ortak mazimizi paylaşacağız. Acı yanları da olsa bizlere eşsiz bir keyif verecektir. Devamına eklenen çalışma hayatımız ve serüvenleri ayrı bir lezzettedir.

Birikimlerimizi geleceğe ve birbirimize aktarmaya hep ihtiyacımız olacaktır.

Güzel anlatımın için sonsuz teşekkürler, esenlikte ol.

Selamlarımla
Mustafa SEVİMLİ
+1Mustafa SEVİMLİ09-01-2010 20:52#3
Uğur GÖKÇE'den bir yorum...

Mustafa'cım aşağıdaki yazımı her ne kadar site'ye göndermiş olsamda, bir de sana göndereyim dedim. Selamlar.


Yassıada günlüğüne ekleme (Açılım)

Sevgili arkadaşım Necmettin pek güzel anlatmış,beni gerilere götürdü. Bu kaçma olayının ceremesini de biz (3 kişi) çektik. Ben,Yalçın TAŞ ve hatırlayamadığı m üçüncü kişi. Kaçma olayı duyulduktan sonra (galiba bir pazar günüydü) akşam saatlerinde Nöbetçi Subayı Aziz Üsteğmen'in gazinoda beni çağırdığını söylediler. Benim kaçma işinden falan haberim dahi yoktu. Oraya geldiğimde diğer 2 kişininde orda olduğunu gördüm,"hayırdır,neden çağırmışlar" dedim,kimse bilmiyordu. Bizi topluca içeri aldıklarında 2-3 Astsb ve 2 Subay vardı yemek masasında. Üçümüzde kapı girişinde hazırola geçtik ve kendimizi rapor ettikten sonra Aziz Üsteğmen "Arkadaşlar kusura bakmayın akşam akşam sizleri de buralara kadar rahatsız ettik,yardımlar ınıza ihtiyacımız var" dedi.
İçimden kendimle gururlandım "Ulan helal olsun bana,bu kadar öğrenci içinden seçilen 3 kişiden biri de benim,bak bana ihtiyaçları varmış" diye düşündüm. Daha sonra "Yahu benim ne marifetim varki,hangi konuda yardım edeceğim,topu topu 51 kiloyum" dedim. Neyse, bir yandan yemek yiyorlar,bir yandan da bize soru soruyorlar.Aziz Üsteğmen sırayla adımızı soyadımızı,meml eketimizi ve yaptığımız spor dallarını soruyor. Yalçın zaten asıl mesleği Güreşçilikti. Onu söyleyince başlarını sallayarak birbirlerine işaret verdiler. Bana geldi, Uğur GÖKÇE mersinliyim Komutanım dediğimde yine fısıldaşarak işaretleştiler.Aziz üsteğmen yanımıza gelerek ellerimizi uzatmamızı söyledi ve kontrol etmeye başladı. Yalçın TAŞ'in eli tam bir amele eli gibiydi. Sonra bana geldi,benim elim şehirli kız eli gibi,yumuşaçık ve pütürsüzdü. "Sen mersin'liydin değil mi dedi.Evet Komutanım dedim. Diğer arkadaşın da ifadesini altıktan sonra oradaki masanın altında duran sandal küreğini göstererek "bunu tanıyormusunuz" diye tek tek sordu bizlere. orada Sanki Yalçın bizim reisimiz gibiydi. Sıra başında da o olduğu için ilk soru hep ona soruluyordu ve onun verdiği cevabı biz aynen tekrarlıyorduk.Yalçın "Komutanım bu sandal küreğidir,bunu nasıl tanımayız,biz Deniz Astsubay okulu talebesiyiz" dedi ve biz de aynısını tekrarladık.
Aziz Üsteğmen "hadi siz dışarda bekleyin,az sonra sizi çağıracağız" dedi. Dışarı çıktık,birer sıgara tellendirdikten sonra "Yalçın oğlum bu ne iş,bildiğin bişey varsa söyle de ona göre konuşalım,bunla r neyi soruşturuyorlar " dedim. o da bana"valla ben de senden farksızım,hiç bişey bilmiyorum" dedi. Neyse tekrar içeri girdiğimizde Aziz Üsteğmen
"Arkadaşlar ; Biliyorsunuz kolera salgını var,2 arkadaşımız hasta,hava kötü,aracımız da yok, anca bir filikamız var, bununla hastalarımızı Heybeli'ye götürmemiz lazım,bu konuda sizin yardımınıza ihtiyacımız var" dedi.Kendi kendime "ulen bu ne iş,ben ne anlarım bu işten,elime orta okuldan beri kürek değmedi(okuldan kırdığımızda)" diye düşündüm. Bizleri baya bir sıkıştırdı ama kesinlikle bir şey söylenmedi.Sıra neden bozuldu bilmiyorum,bakt ım sıranın başında ben varım ve Aziz Üsteğmen benden başlayarak tokatlamaya başladı.
"Arkadaşlar, spor salonu önünden filika denize indirilerek bir kaç arkadaşınız firar etmiş ,bu fırtınalı havada,akibetle rinden haberimiz yok,daha sonra gidemeyip geri dönmüşler,bunla rın içinde sizler de varmışsınız.Denize düşen kaybolan varmı diye merak ediyoruz,söyley in,yanınızda başka kimler vardı bakalım" diyor ve tokatlıyordu.ben dayak sıramı savdım ama birşey bilmediğim için bilgi veremedim. Sonra Sıra Yalçın'a geldi. Aziz Üsteğmen birinci tokatı
salladığında Yalçın tokatı havada karşıladı ve bileğinden tuttu. "Komutanım benim bu işten haberim yok. Haberimolsa da benden bilgi alamazsınız,ben buraya dayak yemek için değil,bu vatana hizmet etmeye geldim,beni dövemezsiniz" dedi. Helal olsunarkadaşıma ,tokatlama işi orda bitti. Benim yediğim dayak kar kaldı yanıma. Biraz nutuk attıktan sonrabizi gönderdi. Yalçın ordan çıktıktan sonra "Yahu Uğur senden özür dilerim,biz bu işin içindeyiz ama sen boşuna dayak yedin, Seni Uğur BIÇAKÇI ile karıştırdılar herhalde" dedi.

Necmettin arkadaşımın güzel hatıralarına ben de "AÇILIM" yapayım dedim.

Saygılarımla.

Uğur GÖKÇE
192 G-kısmı
0Ömer ŞİMŞEK09-01-2010 04:27#2
Sayın kardeşim gerçekten sen yazar olmuşsun. tebrik ediyorum. bu kız meselesi kafama çok takıldı. yengemiz oldu mu, yoksa öye kaldı mı. bu kadar cesaretle yazdığına göre sanırım yengemiz.selam ve saygılar.
0Selçuk İÇER09-01-2010 02:01#1
Sn ÖZDEMİR ne kadarda güzel anlatmışsınız çok etkilendim kendimi bir an aranızda hissettim devamını bekliyor saygılar sunuyorum.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yapabilir. Yorum yapmak için lütfen KAYIT olunuz...

GİRİŞ






Kullanıcı Adı/Şifremi Unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

DUYURULAR

  • 0
  • 1
prev
next
News image

DENİZ ASTSUBAY OKULU MARŞI

Çelikten kalbimizde vatanın sevgisi varGözlerimiz enginde düşmandan bir iz a...

1971 Mezunları Dün ve Bugün

 Alfabetik Sıralı İsim Listesi Bu renkte yazılı isimlerin üstüne tıklars...

Video Galeriden

genclige-hitabe

Yeni Uyelerimiz

ALİ FAİK AYAN 2016-01-29
mustafaefe 2016-01-18
donmezh 2016-01-08

Kimler Sitede?

Hiç bir üye sitede değil
074681
BugünBugün79
DünDün233
Online.Uye: 0
Online.Konuk: 23
Toplam.Uye: 359