Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

Başlıktaki argo sözcük bilmeyenlere biraz tuhaf, hatta kaba gelebilir! Ama 70’li, 71’li ve 72’li Beylerbeyi öğrencileri aradan kırk yıla yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen bu gün bile nerede ve kimden duyarsa duysunlar, gözlerinin önünde tek bir kişinin hayali canlanır.

Kınalı mı, yoksa kendi doğal rengi mi olduğu pek belli olmayan acayip bir saçla kaplı kocaman bir kafa, kırmızı bir surat, altın dişli sırıtık bir ağız, kül yutmam dercesine habire fırıldak gibi dönen bir çift çipil göz! Sınıf Astsubayımız İlhan ÖZDEMİR ’in portresi başka nasıl çizilebilir ki! Tabi elinden hiç düşürmediği copunu da bu tabloya eklemek gerekir! Kimseyi takmayan tavırlarıyla O, sanki okulun ikinci komutanıydı! Ondan çok korkardık. Onu sevenimizin olduğunu pek sanmıyorum. Ama her şeye rağmen saygı duyulacak bazı nitelikleri olduğunu da hepimiz kabul ederdik! Lâkabı ‘Gaddar’dı. Bu lâkabı ona bizim sınıf mı taktı, yoksa daha öncekiler mi, şimdi hatırlamıyorum!
Aslında bu yazıya Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden kapı gibi ‘sağlam’ raporunu alıp okula döndükten sonra yaşadıklarımı anlatarak başlayacaktım. Ama o ilk günden başlayarak, iki yıl boyunca yaşadıklarımızın her anında İlhan ÖZDEMİR ‘in gölgesi üzerimizden hiç eksik olmadığı için böyle bir giriş yapmayı tercih ettim.


S

ivil elbiselerden kurtulup da üniforma niyetine giydiğimiz o acayip işbaşılar yaşantımızı inanılmayacak şekilde değiştirdi. Deniz Dikimevi’nde, ucuz haki kumaştan herhangi bir kalıba ve bedene uyma kaygısı taşınmadan dikilen bu basit giysiler bizi bir anda sıfırladı. Sıfırladı derken her bakımdan sıfırlamadan söz ediyorum.  Özellikle ilk günlerde kendimi böcek gibi, sürüngen gibi hissetmeye başlamıştım. Anadolu’nun çorağından gelmiştik, ezilmeye, büzülmeye karşı bağışıklığımız vardı ama orda yine de arada bir olsun başımızı okşayan birileri çıkardı. Burada ise gelen vuruyor, giden iteleyip kakalıyordu. Niye selam vermedin çat, düğmen niçin ilikli değil çut! Bu muameleyi yapan benden babayiğit biri olsa hiç gam yemezdim. Yarım kadar cılız bir oğlan gelip “Al lan benim şu çorabımı da yıka, ya da senin pantolonunla birlikte benimkini de ütüle” diyebiliyor ve ben ona karşı duramıyordum. Vay anasını sattığımın kıdemi sen neymişsin be! Orhan Lülü diye bir ikinci sınıf öğrencisi vardı. Bit kadar bir veled! 350 kişiydik! Nerdeyse 350’imizi de tırsıtmıştı namussuz! Bir Etiket Yalçın vardı. Tünelin ağzında bekler, geleni tokatlar, gideni tekmelerdi. Bir Löflöf vardı, şimdi adını hatırlamıyorum. Yemek salonunda bizim masa başımızdı. Aslında onu kimse masa başı filan da tayin etmemişti ya! Kendiliğinden gelip löp diye oturmuştu başa! Oturmasına bir şey dediğimiz yoktu da inanılmaz oburluğu ve iştahı çekilir gibi değildi! Adam kendi tabağındakileri göz açıp kapayıncaya kadar yalayıp yuttuktan sonra bizim önümüzdekilere göz dikerdi! Sırayla her birimize sorardı:

-“Sen dalyan köfteyi sevmezsin değil mi?

-“Senin kadınbudu köfte ile aran yoktu galiba?

Hele tatlıları! Masada tatlı seven bir tek o vardı sanki! İlk günlerde onun yüzünden masadan aç kalktığımız çok olmuştur!

Lan aman bu ne iştir, biz nereye düştük burası askeri okul mu yoksa devşirme oğlanlar ocağımı?” deyip çoğumuz geldiğimize, geleceğimize pişman olmuştuk ama iş işten çoktan geçmişti! Kapı gibi sözleşme imzalanmıştı ailelerimizle! Aslında şikâyetimiz okuldan değildi? Baskı çoğumuzu bunaltmıştı! Tabi ki askerlik ana kucağına benzemezdi. Ama öyle bile olsa bizler henüz 13-14 yaşlarında ana kuzularıydık! İkinci sınıfların ve sınıf astsubaylarının baskıları yetmez gibi birde ellerimize boyumuz uzunluğunda kocaman birer tüfek tutturdular! M-1 Piyade tüfeğiymiş adı! Sabahtan akşama kadar ağustos ayının sıcağının altında M-1’ler omzumuzda talime başladık. Üç günde hepimizin omuzları patlıcan moru rengini aldı. Bizim cılız omuzlar M-1 ağırlığına dayanamayıp iflas bayrağını çektiler. Ama pes etmek yoktu! İşbaşıların altından omuzlarımıza birer havlu yerleştirerek havlu atmadık! Baskı disiplinden başka bir şeydi! Onur kırıcı, insanlık dışı bazı uygulamalar onulmaz izler bıraktı çoğumuzda! Yoldan geçen belediye otobüslerinin yolcularının gözü önünde çamaşır muayenesi, etek tıraşı muayenesi bile yapılabiliyordu! Ya da yüzlerce insanın gözü önünde sıra dayağından geçirilebiliyorduk! Bu yüzden askerlikten soğuyanlarımız hatta okuldan kaçanlarımız bile oldu! Bizim B Kısmında Gölcüklü Cüneyt isminde bir arkadaşımız vardı. 334 Cüneyt! İlk o ayrıldı. Daha sonra Gölcük Tersanesine işçi olarak girdi! Allah Rahmet eylesin o da vefat eden arkadaşlarımızdan biri!

Baskının nedenini sonradan anladık! Okulun adının niçin Hazırlama Okulu olduğunu da! Meğerse Donanmaya katıldıktan sonra okulda çektiklerimizin bin katı sıkıntı çekecekmişiz ve biz çekeceğimiz o sıkıntılara hazırlanıyormuşuz. Onun antrenmanıymış bize reva görülenler! Bilinçli olarak alt sınıflar üst sınıflara ezdiriliyormuş!


Neyse ki ilk günler geçtikten sonra biraz bedenimiz bağışıklık kazandı, biraz da ruhumuz! Alıştık her şeye! Olaylara iyi taraflarından bakmayı bile öğrendik! Ders yılı başlayınca biraz daha da rahatladık! İlginç hocalarımız vardı. Turan UÇAR gibi, Azmi GÜNEŞPARÇASI gibi, Hakkı Albay gibi, Sınıflar Amirimizin lakabı Bizon’du. Sınıf subayımızın adı Ersin’di Çoğunun adını unutmuşum. Arkadaşlarımda ricam parça pörçük olan anılarımıza herkesin bir tuğla koyması! Örneğin güzel bir İngilizce öğretmenimiz vardı! Birlikte çektirdiğimiz fotoğraflarını hala saklarım ama adı bir türlü aklıma gelmez! Ama okul komutanımız Tahsin ÖRGE ‘nin kızı Ayşe’nin ne ismini ne de cismini hiç unutmam!

Unutmadıklarımın arasında okulumuzun mutfağında pişen nefis yemekler en başta gelir! Kasımpaşalı aşçımız harika dalyan köfte, kadınbudu köfte, gemici fasulyesi yapar, istisnasız hepimiz yemeklerle birlikte parmaklarımızı da yerdik. İkinci sınıf öğrencileri arasında, iyiliklerini gördüğüm, birkaç ismi bura zikretmeden geçemeyeceğim. Rahmetli (17 Ağustos’ta eşiyle birlikte vefat etti) Anamurlu Hasan Ali YILMAZ, Maraşlı İbrahim KUMANLI (Fantoma İbrahim), Gölcüklü İbrahim BÜYÜKBUDAK!  Bu üç isimle bir süre sonra ahbap olduk ve beni korumaları altına aldılar. Onlar sayesinde epeyce rahat ettim diyebilirim.

Tabi biraz eskiyince bizler de raconu öğrenmeye başladık. İkinci sınıf öğrencilerini tanıdıkça kimlerden uzak durulması gerektiğini, kimlerin iyi, kimlerin kötü olduğunu anladık! Kendi aramızda da gruplaşmalar, sıkı arkadaşlık ilişkileri başladı. İzmirliler kendi aralarında ilk grubu kurmuşlardı. Belki de çoğu ayni okuldan geldikleri ve birbirlerini çok önceden tanıdıkları içindi! A’ dan başlayıp, K ’da son bulan kısımlara ayrılmıştı sınıfımız! En mülayimler A Kısmında toplanmıştı! Haydutlar ise K Kısmında! Her türlü şer belanın liderliğini onlar yapardı! Ben ve benim gibi sözüm ona bıçkınlar ise A ile K arasında mekik dokur dururduk. Bu yüzergezer takımından Muammer GÜL, Yalçın GÜNDOĞ (Taş), Uğur BIÇAKÇI, Rahmi SAVRUL, rahmetli Ziya YÜCEL ilk aklıma gelenlerden…
 
K kısmının çoğu haytaydı ama en haytaları da Naci idi. ( “Ağcasulu” diyesim geliyor, inşallah yanlış hatırlamıyorumdur)  Naci, deli dolu ama iyi çocuktu. Hepimiz severdik onu. Astsubay çıktıktan sonra da değişmedi. Meslekten erken koptu. Ayrıldıktan sonra üniversiteyi bitirdiğini ve iyi bir işi olduğunu duydum. Kulakları çınlasın! Yazarken bölük pörçük anılar ve isimler aklıma geliyor.  Gelmeyenleri ise lütfen sizler hatırlatın. Ne de olsa ben büyük Gölcük Depremi’nden sonra yaşama sıfırdan başlayanlardan biriyim. İsimleri ve simaları hatırlamamam çok normal!
 

N

eyse, biz yine dönelim 1968/69 yıllarına! İkinci sınıfların baskısı ders yılı sonuna kadar biraz azalsa da yine de devam etti. Okula, askerliğe, arkadaşlarımıza, İstanbul’a yavaş yavaş alışmaya, ısınmaya başladık! Çok köklü dostluklar kuruldu aralarımızda. Ömür boyu sürecek bağlarla bağlandı bazılarımız! Tıpkı kardeş gibi, hatta kardeşten de öte! 

İstanbul’un ise tam anlamıyla kurdu olduk. Geceleri üçüncü kattaki yatakhane penceresinden Beylerbeyi Sarayının bahçe duvarının üstüne atlayıp okuldan kaçmayı, kaçıp da küfelik oluncaya kadar içki içmeyi göze alacak kadar cesurlaşmaya ve çılgınlaşmaya bile başladık!
İkinci sınıflardan bazıları tek tek sigara satıp yollarını bulurlardı. “Çiftçi” derdik onlara! Birinci sınıfların okula sigara sokması oldukça zordu. Ama ikinci sınıflar için bu pek problem olmazdı. Tiryaki olmasak ta zaman zaman efkâr dağıtmak için bu sigara tüccarlarından tanıdık ikinci sınıf öğrencileri aracılığıyla sigara satın alır üçümüz beşimiz birlikte bir tuvalete doluşarak tek sigarayı yudumlardık! Çoğumuz sigaraya bu yöntemle alıştı. Bende öyle! Çok şükür 15 yıl önce, günde iki paket tükettiğim sigarayı bir daha başlamamak üzere ebediyen bıraktım.

Gençlik bu ya! Aramızda hızlı hovardalar, Kazanovalarda vardı! Bunlardan bazılarının isimleri çevredeki kız okullarının öğrencileri arasında efsane gibi dolaştığına dair dedikodular yayılırdı. Hafta sonu izinlerinde Zeynep Kamil’in, Kandilli Kız Lisesi’nin kapısından ayrılmayanlarımız vardı. Aşk maceraları dilden dile dolaşırdı. Ama çoğu palavraydı tabi! Yine de her hafta bir kızla çıktığını söyleyen bu çapkınların anlattıklarını zevkle dinlenirdi. Bir de karda yürüyüp izini belli etmeyenler vardı. Gerçek çapkınlar esas onlardı.
Tanıştıkları ilk kıza âşık olup ondan başkasını gözü görmeyen romantikleri de unutmamalıyız. Bunların bazıları gerçekten de bu ilk göz ağrılarına bağlanıp kaldılar. Evlenip çoluk çocuğa karıştılar. Bazıları da onsuz yapamayacaklarını söyleyip, uğrularına okuldan atılmayı bile göze aldıkları sevgililerinden Donanmaya katıldıktan sonra koptular.
Ben de o yıl güzel bir kızla tanışmıştım. Adı Deniz’di. Deniz mavisi rengi güzel gözleri vardı. Ve de upuzun düz pekmez rengi saçları! Moda’da otururdu, Deniz. Güzeller güzeli Deniz’im deli dolu bir kızdı! Takmazdı hiçbir şeyi! Dünya umurunda değildi! Kısıklıda meydana bakan bir çay bahçesi vardı o zamanlar! Hala orda mı o çay bahçesi bilmiyorum! Orda, yan yana konan iki masaya hoş bir tesadüf olarak oturunca olanlar olmuştu! Kaçamak bakışlar, benim ürkekliğim, onun cesareti güzel bir arkadaşlık doğmasına neden olmuştu! Vay be, benim de bir kız arkadaşım var artık deyip uzun süre ben bile inanamamıştım. İki yıl içtiğimiz su bile ayrı gitmemişti hafta sonları! İstanbul kazan biz kepçe dolaşır, sonra Kadıköy vapurunun alt kamaralarında Kadıköy- Karaköy arasında birkaç kez gidip gelir, isteksizce ayrılırdık! Çok güzel olduğu için bitti galiba! Hala hatırlarım zaman zaman ve yüreğimin derinliklerinden başlayıp aniden tüm vücuduma yayılan ince bir sızı ufaktan ufaktan canımı yakmaya başlar. Neyse eski defterleri daha fazla kurcalamayalım. Nasıl olsa faydası yok!

Okuldaki ilk yılımız böyle geçti. Hem çok kötüydü, hem de çok güzel! O yıl hepimiz büyüdük, kocaman birer adam olduk. Bir yıldan az bir sürede çok şey öğrendik. İkinci sınıfa geçtiğimi belgeleyen karneyi aldıktan sonra yaz tatili için memleketime gitmek üzere valizimi elime aldığım zaman kendi kendime bir söz verdim. İkinci sınıf olarak okula geri döndüğümde, kesinlikle alt sınıftan hiçbir öğrenciyi ezmeyecektim.

Gerçektende öyle oldu. Kimseyi üzmedim. Elimden geldiği kadarda kimsenin ezilmesine izin vermedim. Bu Donanmaya intisap ettikten sonra da böyle devam etti. Donanmada da acı, tatlı çok şey yaşadım. İnşallah bir başka yazıda da dilimin döndüğü kalemimin yettiği kadar Donanma anılarımı da anlatmaya çalışacağım. Bu yazının çok eksik ve bölük pörçük olduğunu biliyorum. Bu eksik yazının tamamlanmasını arkadaşlarımdan bekliyorum. 70’li,71’li ve 72’liler olarak o günleri hep birlikte yaşadık. Acısıyla, tatlısıyla bizim içinde güzeldi diyorsanız iki satırcıkta olsa sizlerde bir şeyler karalayarak anılarımızı zenginleştirebilirsiniz.

Sağlıcakla, mutlulukla, sevgiyle, daha nice uzun yılları, sevdiklerinizle paylaşmanız dileklerimle…

Necmettin ÖZDEMİR
B- Kısmı, 333

Yorumlar

0mehmet ünver01-01-2010 05:23#24
tüm 71 mezunlarının yeni yılını canı gönülden kutluyorum.
mehmet ünver 542 5968154
0Necmettin ÖZDEMİR28-12-2009 19:20#23
E- mail adresimi soran arkadaşlarım var! Sağ olsunlar, var olsunlar!

Cep:05322827311
Adres: Biraz Gölcük'te, biraz Bodrum'da yaşadığım için sabit bir adresim var sayılmaz.
0Necmettin ÖZDEMİR28-12-2009 19:10#22
333 Necmetti Özdemir'den 332 Hüseyin Önder Yolbakan'a sevgiler ve selamlar. Önderim umarım sağlığın yerinde,işlerin yolundadır.O kuru yanaklarından-hala kuruysa tabi- hasretle öpüyorum.
0Necmettin ÖZDEMİR28-12-2009 19:07#21
Sende sağol Sevgili Muzaffer Fidan...
0Necmettin ÖZDEMİR28-12-2009 19:06#20
Sevgili Selçuk İçer kardeşim,
Ezik yetiştirilmemiz in nedeni, ezilerek daha verimli görev yapacağımızı varsayan ilkel bir düşüncenin ürünü olsa gerek! Hala da bu mantık değişmedi! Askerlikte mantık yok diyenlerin mantıksızlığı bence!Bodrum'daki Askeri Kampa, yıllarca hizmeti olan bir emekli astsubayı traş olmak için bile sokmayan zihniyetten fazla şeyde beklenemez zaten.Sağlıcakla kal...
0Necmettin ÖZDEMİR28-12-2009 18:57#19
Sevgili Arkadaşım Celaletin Oda,
Bizleri ezik yetiştirenler şu günlerde acısını fazlasıyla çekiyorlar. Biz Türk toplumunun en fazla sömürülen ve en fazla dışlanan zümresiyiz. Eskidende öyleydi malesef şimdi de öyle... Kuyruğu dik tutmaya çalışıyoruz ama gücümüz bir yere kadar bunu başarmamıza yetiyor. Düzen bu! Ya da kader!Fert fert ağzımızla kuş tutsak bile astsubay kimliğimizle arka sırada bize ayrılan yer hiç değişmiyor.Sağlık olsun.Ama ben Astsubaylığımla gurur duyuyorum.
0Necmettin ÖZDEMİR28-12-2009 18:24#18
Sevgili Erdoğan Sevim,
Ziya Yücel'i anmak ve onu anma vesilesiyle de geçmişin dağarcığını süzgeçten geçirmek hüzün ve mutluluğun harman olduğu karışık duygular yaşatıyor insana... Rahmetli İlhan Özdemir'den çok çektik. Ama ondan çok şeyde öğrendik. Ben şahsen ona hakkımı helal ediyorum. Umarım tüm arkadaşlarımda benim gibi düşünüyorlardır .
0Necmettin ÖZDEMİR28-12-2009 18:15#17
Sevgili Adem Çeribaşı kardeşim.
Rahmetli Ziya Yücel benimde kardeşim gibiydi. Erdekte iskeleden atlarken kaza geçirip vefat ettikten sonra cenazesi Gölcük'e getirilip Gözlementepe eteklerindeki Şehitliğe defnedilmişti. Gömü merasiminden sonra uzun süre mezarlıkta kalıp saatlerce ağlamıştım. Zaman zaman hala gidiyorum.Bizim sınıfın ilk kayıplarından biriydi rahmetli.Benim sportmen ve yakışıklı arkadaşım nur içinde yatsın. Mekanı Cennet olsun.Onu anarken Yahya Bakır aklıma geldi. O da galiba Kocatepe'de şehit olan sınıf arkadaşlarımızd an ve aramızdan erken ayrılanlardan biri. Onunda ruhu şad olsun. Aslında bu diyaloglar bölük pörçük anıların boşluklarını doldurmak açısından çok yararlı oluyor. İnşallah daha fazla arkadaşımızı bu site bünyesinde toplama imkanı bulabiliriz. sağlıcakla kal arkadaşım Adem...
0Necmettin ÖZDEMİR28-12-2009 17:53#16
Sevgili Arkadaşım Ali Rıza Bolca,
Güzel ingilizce öğretmenimizin adı bencede Pervin Özkural'dı.Eski model ama bakımlı arabasına kurulur, görenleri hasetten çatlatırdı. Cami yıkılmış ama mihrap dimdik ayakta denilecek kadar bakımlı ve güzel bir kadındı.Yaşıyorsa kulakları çınlasın.Öndere gelince beim sıra arkadaşım Pervin diye bir kıza takılıp kalmış olmalı. Onu da çok uzun yıllardır görmedim.İstanbullu fırlamalardan biriydi. Galiba Kasımpaşalıydı.Zayıf, uzun boylu geveze bir çocuktu. Seni uzun boyun ve güleç halinle hatırlıyorum. Galiba okuldan bu yana görüşemedik.Yahu bizim sınıfın bazıları çok torpillimiydi neydi. Bazılarımız Donanamanın her sınıf gemisinde sürüm sürüm sürünürken bazılarımız ise okuldan mezun olduktan sonra gözden kayboldu.Duyumlarımıza göre bu arkadaşlarımız kıyak bir yere postu serip bu kıyak yerlerde epeyce uzun süre idare etmişler.Benim gibiler ise muharip sınıf her tür gemide görev yaptıktan sonra posası çıkmış olarak emekliye ayrıldı. Çoğu şimdilerde Gölcük'te, İstanbul'da ve İzmir'de gemilerden kalma romatizma, lumbago ve bel ayaklarıyla boğuşuyor.Umarım sen iyi ve genç kalmışlardansın dır. Sevgiyle selamlıyorum sevgili kardeşim.
0Necmettin ÖZDEMİR28-12-2009 16:47#15
Sevgili Arkadaşım savaş Mat,
İlhan Özdemir'den en fazla dayağı sen veya K kısmından Naci Ağcasulu yemişsinizdir. Ama Ciğesiz Abdullah'tan en fazla dayağı o meşhur gece taliminde ben yedim galiba!Sabaha kadar işkence devam etmişti de İlhan Özdemir gelip bizi kurtarmıştı. Suçumuz neydi şimdi birtürlü hatırlamıyorum.Sahi hatırlayan var mı yatakları sırtlayıp bahçeye indirildiğimiz o meşhur geceyi...

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yapabilir. Yorum yapmak için lütfen KAYIT olunuz...

GİRİŞ






Kullanıcı Adı/Şifremi Unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

DUYURULAR

  • 0
  • 1
prev
next
News image

DENİZ ASTSUBAY OKULU MARŞI

Çelikten kalbimizde vatanın sevgisi varGözlerimiz enginde düşmandan bir iz a...

1971 Mezunları Dün ve Bugün

 Alfabetik Sıralı İsim Listesi Bu renkte yazılı isimlerin üstüne tıklars...

Video Galeriden

genclige-hitabe

Yeni Uyelerimiz

ALİ FAİK AYAN 2016-01-29
mustafaefe 2016-01-18
donmezh 2016-01-08

Kimler Sitede?

Hiç bir üye sitede değil
074698
BugünBugün6
DünDün90
Online.Uye: 0
Online.Konuk: 3
Toplam.Uye: 359