YASSIADA’DA NE YAPILIR ?

Yazdır
PDF
  • aç kalınır,
  • firar edilir,
  • kirli gezilir,
  • ruh çağrılır,
  • kavga edilir,
  • teftişe girilir,
  • hayalet olunur,
  • cezadan kaçılır,
  • karantinada kalınır.
yassiada_1970

i

lk günler ilginç gelen Ada yaşantısı, tek düze ve sıkıcı olmaya başladı. Her gün aynı yüzler ve çok farklı olmayan günlük yaşantı, fark edemeden birçoğumuzu germeye ve birbirimize karşı olan hoşgörümüzü de azaltmaya başladı. Arkadaşlar arasında önemsiz de olsa bazı tartışmalar, sürtüşmeler, kırgınlıklar yaşanıyor.

İkinci hafta sonu günü birlik olarak İstanbul’a izine gittik. Gidiş-geliş yorucu ve izin zamanı az olduğundan bazı arkadaşlarla bir hafta arayla izine çıkmaya karar verdik. Aynı günlerde İstanbul Sağmalcılar'da (Bayrampaşa) kolera salgını çıktığından, hafta sonu izinleri de kaldırılınca zorunlu olarak adanın sakini olmuştuk. Yaz tatilini uzatarak, İstanbul’da oyalanan ve o günlerde aramıza katılan bazı arkadaşlarımız, dokuz katlı binanın eklentisi binada belli bir süre karantinada tutuldular. Karantina sonrası şakadan da olsa bu arkadaşlarımıza “potansiyel koleralı” damgası basıldı. Otuz gün olacağı bilinen ada günleri, kolera salgını nedeniyle on beş gün eklenerek, kırk beş güne uzadı. Buradan Ekim sonunda ayrılacaktık.

Bir gün nedenini çoğumuzun bilmediği bir olaydan piyade eğitmeni iki teğmen gözetiminde futbol sahasında bir kaleden diğerine kadar sürünerek ceza talimine başladık. Deniz tarafına yakın kaleye yaklaşanlar kale içinde ayağa kalkıp “gool” diye bağırarak, yamaçtan aşağıya oradan da adanın herhangi bir tarafına doğru gözden kayboluyor, ceza talimini terk ediyordu.

Zamanımızın çoğu kapalı spor salonunda geçiyordu. Salonun tavanından yere kadar sarkan halattan tırmanarak “tavana değme yarışları” oyalayıcı, eğlendirici oluyordu. Yarıya kadar tırmanıp, gücü yetmeyip, yorulan arkadaşlarımızın hızla aşağıya kayarak ellerinin içinin paralanması onları yaptığına pişman ediyordu.

Spor salonu önünde kıyıda ters çevrilmiş olarak yatan bir sandalın küreklerinin olup-olmadığı, var ise nerede olacağı hemen herkesin merak ve ilgisini çekiyordu. Birçoğumuz, bu sandal ve bulunacak bir takım kürekle “ne yapılır?” düşünde idik.

Bir gün aceleyle spor salonunda toplandık. Burada eğitimimizden sorumlu Aziz Üsteğmen bir şeyler anlattı, bilgiler verdi, uyarılarda bulundu. Konuştukları çok anlaşılır ve net değildi. Daha sonra, bir grup arkadaşımızın, gece yarısı sandalla ada’dan ayrılarak, Burgazada’ya kaçtığını açıkladı. Orada yakalanarak geri gönderilmişlerdi. Gece havanın çok sert ve denizin ciddi seviyede dalgalı olmasına rağmen bu arkadaşlarımızın tahta parçalarını kürek gibi kullanarak karşı adaya vardıklarını, (laf aramızda bu arkadaşlarımızı cesaretleri nedeniyle ayrıca tebrik etmek gerektiğini) söyledi.
Bu arkadaşlarımız, gece boyunca sırayla dinlenerek sandalın tahtalarıyla kürek çekerek gece yarısından sonra karşı adaya çıkmışlar. Tesadüfen karşılaştıkları görevli polis memuru, onları ada karakoluna davet ederek orada misafir etmiş. Bu arada da durumu Adalar Askerî İnzibat Amirliğine bildirmiş. Sabah adaya gelen ilk vapur ile İstanbul’a gitmek hazırlığında, iskeleye gelen arkadaşlar, vapurdan inen inzibat astsubayı ile karşılaşınca, yarı yolda kaldıklarını anlamışlar.

Bir zaman sonra, sandalla Ada’dan firar eden 7-8 kadar arkadaşımızdan bazılarının;
  • Savaş MAT (h-547),
  • Naci AĞCASULU (k-634),
  • Muammer GÜL (b-338),
  • Fuat TARLACI (k-641),
  • Uğur BIÇAKÇI (b-353),
  • Yalçın GÜNDOĞ (b-343)
olduğunu, ağızdan-kulaklara konuşulanlardan duyduk.

Bu arkadaşlardan birkaçı sandalı tekrar adaya geri getirmişti. Sandalı geri getiren arkadaşlar Aziz Üsteğmen tarafından sorgulanmış ve aralarına isim benzerliği nedeniyle yanlışlıkla dâhil edilen Uğur GÖKÇE (g-192), (Uğur BIÇAKÇI’nın yerine) taltif (?) edilmiş. Taltif sırası Yalçın’a geldiğinde güreşçi olan bu arkadaşımız üsteğmenin bileğini tutup, taltifin sadece Uğur GÖKÇE ile yeterli kalmasını sağlamış.

Ada firarileri de ertesi gün adaya iade edildiklerinde düzenlenen seremoni ile komutan tarafından alkışlarla (?) karşılanmış. Seremonide çok yorulan komutan en sona kalan Savaş MAT’ı alkışlamaktan (!) vazgeçmiş.

Not : Bu arkadaşlarımızdan;

Naci AĞCASULU (İkmalci) ilk bir iki yıl içinde meslekten ayrıldı. Daha sonra üniversiteye girip, başarı ile mezun olarak, yaşam çabasını yeni bir alanda sürdürdüğünü duyduk. Selam ve özlemle anıyoruz.

Savaş MAT (Çarkçı) okuldan beri ayrılmayı istiyordu. İlk yıllarda meslekten ayrıldı. İstanbul’da büyük bir iş merkezinin yöneticiliğini yaparak yaşamını sürdürmektedir. Sitemize üyedir. Selam ve özlemle anıyoruz.

Muammer GÜL Ankara’da yaşıyor, emekli olmuş. Sitemize üyedir. Selam ve özlemle anıyoruz.

A

da’daki su sıkıntısı ve sıcak su sisteminin çalışmaması nedeninden herkes iyice kokuşmuştu. Herkes aynı durumda olduğundan birbirinin kokusunu benimsemiş, fark edemez hale gelmişti. Su bulduğumuzda yıkanıp sonra kurulandığımız ve taşınırken valizimizde en çok yeri işgal eden bornoz resmini, parantez içindeki bu mavi yazıya tıklayıp (foto albüm+sizden gelenler+bunu hatırladınız mı) görebilirsiniz.

Kötü hava şartlarından ikmal aracı adaya gelemediğinden erzak ambarı boşalmış ve birkaç kez şerbetsiz, tatsız lokma menüsü ile öğün geçiştirilmişti. Lokmayı yiyecektik fakat sadece dışı kavruk, içi cıvık hamur kaldığından, yemekhaneden geri dönüp, elimiz cepte mide gurultusu eşliğinde sessiz turlarla gezinip durmuştuk.


Bir gece arkadaşlarımızdan birisi yatak çarşafını üzerine örterek hayalet gibi adada gezinince nöbetçi erler nöbet yerlerini terk etmiş ve ertesi gün meşhur hayaletin neler yaptığını herkes heyecanla çevresine anlatıyordu. Bu hayaletler nöbetçi heyetini de huzursuz etmiş, birkaç gün liste başı konuşulur olmuştu.


Ruh çağırma işinden anlayan arkadaşlarımızın sevdiklerinin ruhunu çağırıp, herkesin çok merak ettiği bazı şeyleri sorduğu ve cevap aldığı, nedense ruhun bazen gelmekte, gelse de geri gitmemekte direttiğini, bu konuya inan ve önemseyen arkadaşlar heyecanla anlatıyordu. Bu ruh çağırma seanslarında en çok sorulan, “hangi branşa ayrılacağı?” konusunda imiş. Bu çağrılara gelen ruhlar iyi ruhlardan olduğundan hep iyi cevaplar veriyormuş. Bu anlatılanlar bizleri günlük de olsa oyalıyordu.

Bu yokluklar ve sıkıntılar sürerken, Eğitim Komutanının teftiş yapacağı ve hazırlıklı bulunulması gerektiği söylendi. Genel olarak hiç kimse bu teftişi önemsemedi ve hazırlık yapmadı. Bu şartlarda teftişin başarılı ya da başarısız olması bizleri hiç ilgilendirmiyordu. Sivil liselerden katılan arkadaşlarımızın sadece yazlık elbisesi, bazılarının ise işbaşı eğitim elbisesi vardı. Okuldan gelen birçok arkadaşımız kışlıklarını getirmemişti. Kışlık elbiseliler baş tarafta yazlık ve işbaşılı olanlar sonra olarak teftiş taburuna geçtik. Eğitim komutanı saç-baş ve üst-başımızı kontrol ederken adeta dilini yutacaktı. Saçlı, sakallı ve görünüşü epeyce düşündürücü arkadaşlarımızı görünce hepten şaşkınlaştı. Bir arkadaşımızın favorilerinin günün modasına uygun olarak neredeyse ağız çizgisi hizasında olduğunu görünce; (Saç-sakal tıraşın güzel fakat favorilerin çok uzun neden böyle.?.) diye sorunca (Komutanım, akşam lavaboda ışıklar yoktu. Karanlıkta göremediğimden uzun kesmişim.) cevabı ile şaşkınlığı daha da arttı. (Işık olmamasına rağmen favorilerini eşit ve düzgün kesebilmişsin. Ayrıca yüzünde hiçbir kesik olmadan sakalını da tıraş etmişsin.) diyerek hayret ve hayranlığını da belirtti.

Karanlıkta ustaca tıraş olabilen bu arkadaşımız 'yanlış hatırlamıyorsam' Manisalı Ali Rıza BOLCA (a-300) idi, galiba.(eğer değilse kendisinden özrümün kabulünü diliyorum. Ya da taburda Ali Rıza’ya yakın duran bir arkadaşımız olabilir.) Komutan taburun devamında alaca-bulaca, siyah-beyaz ve işbaşılı olanları görünce söylenerek geri döndü, teftişi bitirdi.

Beylerbeyi’nde alnımızın akıyla verdiğimiz bir eğitim teftişi resmini, parantez içindeki bu mavi yazıya tıklayıp (foto albüm+mazi+okulda denetleme) görebilirsiniz. Bu resimde Deniz Astsubay Okulu Komutanı Albay Tahsin ÖRGE, Deniz Eğitim Komutanı Tümamiral Rıza AKOL ve Sınıf Astsubayımız Kademeli Kıdemli Başçavuş İlhan ÖZDEMİR ve aynı yıllardaki simasından bazı devre arkadaşlarımızı anarak, maziye kısa bir gezi yapmış olursunuz.

Yassıada çilesi henüz bitmedi gıymatlı 71’liler.

Gelecek bölümde de hep birlikte bir şeyler hatırlayacağız.

Sitemizde buluşalım, haberleşelim.

Hem de kendimize iyi bakalım. Olur mu?

Sevgiyle kalın, esenlikte olun.

Selamlarımla

Mustafa SEVİMLİ
İzmir - 2010


Gelecek Yazı : "Yassıada’dan Gölcük ve Derince’ye" okumak için tıklayınız.

Yorumlar

-2Ali Riza Bolca10-03-2010 04:34#5
Teftiş taburundaki traş hadisesini doğru hatırlamışsın.Benim favorilerdi ve komutanın beğendiği saç şeklide Beylerbeyi modası olan sıfır numara idi. Akabindede eğer yanılmıyorsam cephe denetlemesini bırakıp bütün herkesi spor salonuna almışlardı.Ben ve şimdi kim olduklarını hatırlayamadığı m birkaç arkadaşım da(hatırlayamad ığı m için beni affetsinler) kayalıklara gidip deniz kenarında paslı teneke üzerinde midye pişirip yemiştik.Yinede güzel günlerdi be. Kalemine sağlık .Sevgiyle kalın.A.R.B.
-2bülent ener09-03-2010 23:08#4
İtiraf ediyorum. O meşhur ruh Çağırma seansının ertesi günü çizilen karizmamızı düzeltmek için, gece yarısı bendeniz, uğurla,rahminin omuzuna oturarak, üstüme iki çarşaf geçirdim iki elimede sigara aldım ve spor salonuna doğru, yuvarlana ,yuvarlana gürültülü seslerle inmeye başladık.
Gazel okuyan nöbetçi askerin gazeli, bizi görünce bildiği bütün duaları daha yüksek sesle okumaya dönüştü. Silahını bırakıp öyle bir kaçtıki, biz gidene kadar spor salonunun arkasındaki boşluğa atlayıp kayboldu. (o yükseklikten atladığında nasıl bacaklarını kırmadı halen şaşırıyorum, biryandan seviniyorum)Ert esi günü Menderesin ruhunun dolaştığı söylentilerinin sebebini birtek biz biliyorduk. Svgilerimle Bülent Ener
-2bülent ener09-03-2010 22:39#3
Söylemeyi unuttum, ruh çağırma seansına katılan biz,Uğur bıçakçı ,Rahmi savrul ve bendeniz belli etmedik ama çok korktuk. Yatarken yatakhanenin ışıklarını ( o gece kimse anlam verememişti) söndürtmedik. Korkudan tuvalete çeşitli bahaneyle üçümüz birbirimizden destek alarak gittik. Tuvaletede sırayla girdik. son giren uğur oldu, ama biz muzuruz ya korksun diye uğuru orda bırakıp kaçtık. Korkudan tuvalete büzüleceğini düşünürken baktıkki arkamızdan koşarak bir yandan işiyor bir yandan bağırıyor. Ertesi günü koridorun neden çiş koktuğuna kimse anlam verememişti ama biz biliyorduk.
0bülent ener09-03-2010 22:24#2
Ukraineden sevgiler mustafa arkadaşım ve arkadaşlarım. Yassıadadaki o ruh çağırma seanslarından birinde, ruh gitmedi diye beni, varildeki buzlu suyu kırıp abdest aldıran arkadaş kimdi,hatırlama ya çalışıyorum, ve kendisine burdan en iyi dileklerimi sunuyorum. O anlar Bülent Ener.
Not itiraf ediyorumki o gün gelen ruhun söyledikleri,yı llar sonra harfiyen çıktı allah rahmet eylesin.
-2Uğur GÖKÇE09-03-2010 22:17#1
Sevgili arkadaşım ; Yazılarınızı o günlerin canlılığı ile yaşayıp,en ince olayları,aynı duygularla buralara yansıtabilmeniz den dolayı Necmettin ve sana hayranım doğrusu. Sizleri okudukça ben de hevesleniyorum ancak olayları sizin gibi ince ince toparlayıp konsantre olamıyorum,hep kopuk kopuk. Sizler bu konuda yeteneklisiniz, bir anlık bile olsa bizleri o zamana geri götürüp, yeniten yaşatabiliyorsu nuz. Ellerinize,kale minize ve yüreğinize sağlık.
Saygılarımla G- Kısmı 192

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yapabilir. Yorum yapmak için lütfen KAYIT olunuz...

GİRİŞ






Kullanıcı Adı/Şifremi Unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

DUYURULAR

  • 0
  • 1
  • 2
prev
next

DENİZCİ ASTSUBAYLARA DAVET

  D U Y U R U Bu yıl yedincisi düzenlenen Geleneksel Deniz Astsubayl...

17 KASIM'DA YALOVA'DAYIZ

Okulumuzun 124. kuruluş yılı kutlaması için Yalova’da toplanıyoruz.   Yapılan ...

PANOYA MESAJ YAZMAK

Ana sayfa başındaki mesaj panosuna yazıp, arkadaşlarımıza duyur...

Video Galeriden

genclige-hitabe

Yeni Uyelerimiz

mehmet ekiz 2014-03-15
arifçapkın71 2014-03-14
salih2828 2014-01-18

Kimler Sitede?

Hiç bir üye sitede değil
037428
BugünBugün19
DünDün66
Online.Uye: 0
Online.Konuk: 1
Toplam.Uye: 321